Kuzey Kıbrıs’ta Gezilecek Yerler
kibris gezilecek yerler Kıbrısta Gezilecek Yerler

Kıbrıs’ta Gezilecek Yerler ve Kıbrıs Turları için

www.kibristransfer.org

Kıbrıs’ta Gezilecek Yerler içinde bir çok tarihi ve turistik yer bulunmaktadır, ulaşım yönünden Kuzey Kıbrıs’ta çok kısıtlı olanaklar olduğundan Kıbrıs Adasını rahatça gezebilmenin en iyi yolu Kuzey Kıbrıs Araç Kiralama hizmeti almaktır. Kuzey Kıbrıs genel olarak 3 kentten oluşmaktadır ve bunlar Girne Kenti, Lefkoşa kenti aynı zamanda başkenttir ve Gazi Magosa Kenti olarak sıralayabiliriz. Kuzey Kıbrıs’ta yer alan ve kiralık aracınız ile kolaylıkla gezebileceğiniz bu şehirlerde yer alan önemli tarihi ve turistik yerler temel olarak şöyledir.

girne sehri Kıbrısta Gezilecek Yerler

Girne Şehri

Girne Kıbrıs adasının kuzeyinde yer alır ve Kuzey Kıbrıs’ın turizm merkezidir. Çok sayıda 5 yıldızlı otellerin yanısıra butik otellerin ve tatil köylerinin bulunduğu, kafelerin, barların ve eğlence merkezlerinin yer aldığı Kıbrıs adasının en güzel şehirlerinden birisidir. Kuzey Kıbrıs’ın Girne şehrinde gezilip görülebilecek çok sayıda tarihi ve turistik mekanlar mevcuttur. Bunlardan bazıları şunlardır

kibris bellapais manastiri Kıbrısta Gezilecek Yerler

Bellapais Manastırı:

Girne şehir merkezine yaklaşık 3 km mesafede bulunan Bellapais manastırına firmamızdan alacağınız Kıbrıs Kiralık Araç ile yaklaşık 10 dakikada ulaşım sağlayabilirsiniz. Beşparmak dağlarının eteklerinde yer alan manastır Gotik mimari şeklinde inşa edilmiştir ve gotik mimari sanatının en güzide örneklerini sizlere sunmaktadır. Fransızca “Abay de la Paix” yani “Barış Manastırı” sözcüklerinden bugünkü adı alan Bellalarsa doğmuştur. Manastırın ilk sakinleri 1187 yılında Kudüs’ten göç eden Augustinian rahipleridir. Manastırın ilk binasının yapımı 1198 – 1205 yılları arasındadır.

Manastırın Bugün görünen büyük bir kısmı Fransa Kralı III. Hugh tarafından (1267 – 1284) inşa edilmiştir. Avlunun etrafını çeviren revaklar ve yemekhane ise Kral IV. Hugh döneminde (1324- 1359) yapılmıştır. Kıbrıs Osmanlılar tarafından alındıktan sonra manastır Yunan Ortadoks Kilisesine verilmiştir. Avlunun yanındaki kilise manastırın en iyi durumdaki bölümüdür. Ön yüzdeki İtalyan freskleri 15. yy’de yapılmışlardır. Avludaki iki mermer lahit bir dönemler rahipler tarafından lavabo gibi kullanılmıştır. Lahitlerin arkasındaki kapıda, Kudüs, Lazanyan ve Kıbrıs krallıklarının armaları orijinaldir. Manastırın yemekhanesi de Gotik sanatın essiz örneklerindendir. Orta avlunun doğusunda rahiplerin iş odaları ve meclis odaları yer almaktadır. Meclis odasının ortasındaki sütunun ise erken dönem Bizans kilisesine ait olduğu düşünülmektedir. Rahiplerin yatakhaneleri ile hazine odası üst katta yer almaktadır.

girne kalesi Kıbrısta Gezilecek Yerler

Girne Kalesi

Kale 7.yy’da, Arap akınlarına karsı kentin korunması için yapılmıştır. Lazanyanlar döneminde, Kantara kalesi gibi önemli bir yer olmuştur. Bu dönemde kale bazı yapısal değişikliklere de uğramıştır. Bu restorasyon çalışmalar 1373 yılındaki Cenevizliler kuşatması ile ara bulmuş, daha sonra yeniden devam etmiştir. Kale yapılırken o dönemin savunma taktikleri zırhlı şövalye ve okçulara göre düşünüldüğünden, 1489’dan sonra kaleyi kontrole alan Venedikliler, Osmanlı topçu saldırılarını göz önüne alarak yeniden inşaya girişmişlerdir.

Kuzeybatı ve güneydoğu kulelerini ekleyerek, önlemler almaya çalışmalarına rağmen, Lefkoşa’daki Osmanlı zaferinden sonra kaleyi direniş göstermeden 1570 yılında Osmanlılara teslim etmişlerdir. Kaleye giriş bir hendek üzerinden olmaktadır. 1400’lü yıllara kadar bu hendek içi su dolu olarak kullanılmıştır. İç kabinin tonozunda bulunan üç aslanlı Lazanyan amblemi başka bir yapıdan buraya getirilmiştir. Kalenin içinde 1100’lü yıllarda yapıldığı sanılan bir Bizans kilisesi (St. George Kilisesi) yer almaktadır. 1570 yılında Kıbrıs’ın Osmanlılar tarafından fethi sırasında şehit düşen Osmanlı Amirali Cezayirli Sadik Paşa’nın lahiti de kalede bulunmaktadır.

Kalenin diğer bölümlerini Kuzeybatı, Güneybatı ve Güneydoğu Venedik kuleleri, Lazanyan dönemi Bekçi odası, Lazanyan dönemine ait büyük salon, çeşitli zindan ve ambar amaçlı kullanılmış olan odalar, Bizans dönemine ait kule, Venedik Savunma platformu, sarnıç, Venedik dönemine ait cephanelik ve top mazgalı ve Batik Gemi Müzesi oluşturur. Kalede yakın dönemde, Eski Eserler Dairesi tarafından yapılan çalışmalarla çeşitli tarihsel tipleme ve mekan canlandırmaları ile adeta bir Açık Hava Müzesi atmosferi yaratılmaya çalışılmaktadır.

Kale içinde bulunan Yapıtlar

LUZİNYAN KULESİ
Erken Bizans dönemi tahkimat kalıntılarının üzerine Kıbrıs Kralı John D’İbelin tarafından 1208-1211 yılları arasında yaptırılmıştır.

ST. GEORGE KİLİSESİ
12. yüzyılda Bizans yapımı bir kilisedir. Bizans ve Lüzinyan zamanlarında kalenin dışında bir yapıydı. Venedik döneminde bazı değişiklikler yapılarak kalenin içine dahil edilmiştir.

SARNIÇ
Kalenin su ihtiyacını karşılamak amacıyla Lüzinyan döneminde yapıldığı düşünülmektedir.

ZİNDANLAR
Lüzinyan dönemine ait olan bu zindanlarda Kral I. Peter zamanında birçok işkence olayı yaşanmıştır.

BATIK GEMİ MÜZESİ
M.Ö. 300 yıllarına ait bir ticari gemi batığı ve buluntuları sergilenmekte olduğu bu bölüm 1976 yılında açılmıştır.

VENEDİK KULESİ
Bu kısımda, Erken ve Orta Tunç dönemlerine ait, Kırnı köyünde bulunmuş bir mezar ve bu mezarda ele geçen çeşitli buluntular sergilenmektedir.

AKDENİZ MEZAR KAZISI
Kalenin bu kısmında, Helenistik dönemden erken Bizans dönemine kadar kullanımda olan mezarın maketi ve buluntuları sergilenmektedir.

ZİYARET SAATLERİ

KIŞ DÖNEMİ:
09:00 – 13:00
14:00 – 16:45

YAZ DÖNEMİ::
09:00 – 19:00

Kalede bulunan sergi bölümünde Girne civarındaki batık gemi kalıntıları ve çevredeki kazılarda bulunan arkeolojik buluntular, kalenin diğer bölümlerinde ise yaşanan tarihi, ziyaretçilere yansıtmak üzere yapılan canlandırmalar sergilenmektedir. Kalede sergilenen geminin, Helenistik Krallık Donanması’na ait olduğu ve bir fırtınada içerisinde 400 amfora, 29 bazalt değirmen taşı ve 9000 adet badem, kasasında ise 300 adet balıkçılıkta kullanılan kurşun ile denizin derin sularına gömüldüğü ortaya çıkmıştır. Müzede gemi ile ilgili ilginç fotoğraflar da sergilenmektedir. Kale, Eski Eserler Dairesi tarafından açık hava müzesi şekline getirilmiştir.

Girne’nin sadece kumarhane şehri olduğunu düşünenlerin sayısı oldukça fazladır. Girne kalesini gezenler bu fikirden kurtulmak için iyi bir adım atmış olurlar. Kale yazın 09.00-16.45 arası kışın ise 09.00-18.45 arası ziyaretçilere açıktır. Kalenin her tarafını gezmek isterseniz en az bir saatinizi ayırmanız gerekmektedir. Kaleyi gezerken yönlendirme levhalarını takip etmek yön bakımından oldukça önemlidir. Ayrıca bazı bölümlerin tehlikeli olduğunuda unutmamak gerekir. Yaz mevsiminde akşamüstleri yerli halk ve turistler gezinirken balıkçı teknelerinin denizdeki salınışlarını seyretmenin ayrı bir zevk olduğunu hissedersiniz. Kalede bulunan cafede soğuk birşeyler ya da Kıbrıs Kahvesi içerken küçük bir mola ve limanın eşsiz güzelliğini seyretmeden dönmemenizi tavsiye ederiz.

Batık Gemi Müzesi

Girne Kalesi’nde bulunan Batık Gemi Müzesi’nde sergilenen gemi, bugüne dek ele geçen en eski gemi olarak bilinmektedir. Akdeniz’de İskender’in ölümünden sonra kurulan Hellenistik krallıklar dönemine aittir. İlk olarak 1965 yılında bir sünger avcısı tarafından suyun üç metre derinliğindeyken farkedilmiş ve Pennsylvania Üniversitesi araştırmacıları tarafından çıkarılmıştır. Batıktaki badem kalıntılarına yapılan testler M.Ö. 288, kerestesine yapılan testler ise M.Ö. 389 yılını göstermektedir. Bu da geminin battığı zaman yaklaşık seksen yıllık olduğunu gösterir. Geminin 15 metre uzunluğundaki gövdesi Halep çamından yapılmıştır. Akdeniz ağaç kurdundan korunması için de kabuk koruyucu bir madde ile kaplanmıştır. Gemide bulunan 400 civarındaki anforanın Rodos’tan yüklendiği sanılmaktadır. Bunun yanısıra İstanköy işi 29 adet bozalt değirmen taşıyla da karşılaşılmıştır. Teknenin adaya yönelmeden önce Akdeniz ve Ege kıyılarında alışveriş yaptığı, tekne mürettabatının ana besin kaynağının badem olduğu bulunan kalıntılardan anlaşılmaktadır. Gemide insan iskletine ise rastlanmamıştır.

girne yat limani Kıbrısta Gezilecek Yerler

Girne Yat Limanı

Hiç şüphesiz ki Akdenizin en gizemli ve güzel şehridir. Kıyı şeridi boyunca güzel kumsalları bulunan şehir tatil komplekslerinin en yoğun bulunduğu şehir ünvanını taşıyor. Akdeniz ile Beşparmak dağları arasında kalan Girne MÖ 10.yy Akatlar tarafından kurulmuş. Şehrin en güzel yeri olan marina (liman) eski Venedik evleri, restorant ve tavernalar ile çevrilidir. Eşsiz bir güzeliğe sahip olan Girne özelikle yaz aylarında renkli balıkçı kayıkları ve lüks yatlarla dolup taşmaktadır.

Onuncu yüzyıldan beri Girne’de yerleşim olduğu tahmin edilmektedir; Ancak şimdiki Girne Limanının büyük bir kısmı Venedikliler tarafınca şekillendirilmiştir. 1489′ da adanın hakimiyetini ele geçiren Venedikliler, Osmanlı imparatorluğuna karşı savunma önlemleri almaya başlamıştı, Girne limanı, adanın en önemli limanı olmakla beraber, ana karaya çok yakın olması, Girne kalesi ile savunmasının arttırılmasının planlandığı düşünülmektedir. Günümüzde, restorantların ve barların süslediği liman, deniz ulaşımı için kullanılmamakta, yat ve balıkçıların sığındığı, Girnenin başlıca eğlence merkezlerinden biridir.

karaoglanoglu sehitligi Kıbrısta Gezilecek Yerler

Karaoğlanoğlu Şehitliği

Şehitlik 1974 Kıbrıs Barış Harekâtında şehit düsen subay, astsubay, erbaş ve erler anısına inşa edilmiştir. Şehitlik adını, Harekâtta şehit düşen Alay Komutanı Albay İbrahim KARAOĞLANOĞLU’ndan almıştır.

Şehitliğin girişinde bulunan iki ana sütun Anavatana açılan kapıyı temsil etmektedir. Kıbrıs Barış Harekâtı’nda 504 kişi şehit düşmüştür; buna Kocatepe gemisinde şehit düsenler de dahildir. Şehitlikte 8 subay, 5 astsubay, 58 erbaş ve er (biri meçhul) olmak üzere toplam 71 kişi yatmaktadır.

Sol taraftaki heykel grubu Kıbrıs’ı, sağ taraftaki heykel gurubu Türkiye’yi temsil etmektedir. Bir tarafta yaralı acı çeken yardıma muhtaç Mücahidi, diğer tarafta yardıma kosan Mehmetçiği, iki heykel arasında oluşan boşluk ise Anavatana açılan pencereyi temsil etmektedir.

Kıbrıs’tan Türkiye’ye açılan pencere heykelinin 4 ayrı ayak üzerinde durması ise Kıbrıs Barış Harekatının 4 sıcak gün sürdüğünü simgelemektedir. Sol taraftaki gemi burnu Deniz Kuvvetlerini, sağ taraftaki kartal figürü Hava Kuvvetlerini, Mehmetçiğin elinde bulunan silâh ise Kara Kuvvetlerini temsil etmektedir. Yani Harekâtın denizden, havadan ve karadan müşterek harekâtını göstermektedir. Mehmetçik ve arkasındaki Türk bayrağı ise Barış Harekâtı’nın Türkler tarafından yapıldığını göstermektedir. Heykel üzerindeki diğer değişik motifler, harekât esnasında Türk askerinin duygusallığını, yardımseverliğini, azmini ve kahramanlığını anlatmaktadır. Projenin mükellefi Prof. Dr. Muammer ONAT’tır. Heykelin ham maddesi bronz olup ağırlığı 6 tondur.

bogazsehitligi Kıbrısta Gezilecek Yerler

Boğaz Şehitliği

Lefkoşa’dan Girne’ye doğru giderken Boğaz bölgesinde yer alan bir Şehitliğimiz vardır, bu şehitliğimiz 1974 Mutlu Barış Harekatı’nda bölgede şehit olan subay, astsubay, erbaş ve erler ile mücahitlerden bir kısmının yattığı Boğaz Şehitliği, şehitlere layık bir anıtsal yapı, GKK Komutanı Tuğgeneral Galip Mendi’nin girişimleriyle anıtsal bir hale getirildi.

326 şehitin mezarının bulunduğu Boğaz Şehitliği’ne anıtsal özellik kazandırılması, Tuğgeneral Galip Mendi’nin girişimleriyle Prof. Dr. Tankut Öktem’in yaptığı heykellerle gerçekleşti.

Bursa’nın Küçük Kumla Beldesi’ndeki atölyesinde çalışan Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tankut Öktem, Boğaz Şehitliği için büyük bir Mehmetçik, 4 aslan, 4 adet kompozisyon içeren anıtsal türden heykel ve 5 adet rölyef yaptı.

Eserlerin KKTC’ye gelişini de, Türkiye Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt sağladı.

Tuğgeneral Mendi Boğaz Şehitliği hakkında, Mutlu Barış Harekatı’nda bu vatanı kurtarmak, Kıbrıs Türkü’nün varlığını korumak ve özgür olarak barış, huzur ve güven içerisinde ayyıldızlı bayrak altında yaşaması için seve seve canlarını feda eden mehmetçik ve mücahidin yan yana yattığını sözleriyle vurguluyor.

Yüce bir ülkü, kutsal bir amaç uğruna en değerli varlıklarını feda eden, bu suretle büyük Türk milletinin ve Kıbrıs Türk halkının ebediyen varoluşunun sebebini oluşturan, yıllar süren ızdıraplarını dindiren, özlediği özgürlüğe kavuşturan Barış Harekatı’nda bu toprakların vatan yapılması uğrunda canlarını feda eden şehitler için yapılan herşeyin yetersiz kalacağını vurgulayan Tuğgeneral Mendi, onların aziz hatırlarını sonsuza kadar yaşatmak ve milli mücadele tarihini yeni nesillere öğretmenin öncelikli görevlerinden biri olduğunu ifade ediyor.

barbarlar muzesi Kıbrısta Gezilecek Yerler

Barbarlık Müzesi

Aşağıda Geçen Rum Katliamı Bu Evde Gerçekleştirilmiştir.
1963 Noeli. 24 Aralık”ı 25 Aralık”a bağlayan gece. Hıristiyan inanışında Hz. İsa”nın doğum günü olan O gece, Hıristiyan dünyasında kutlu doğumu kutlamak için şenlik vardı.”ı Kıbrıs adasını Yunanistan”a bağlamak amacıyla kurulan EOKA örgütü üyesi Rumlar, Kıbrıs Türklerine karşı saldırı başlattı. Salı akşamı Lefkoşe”nin batı kesimine düşen Kumsal semtini bastılar. Dere tarafından gelen Rumlar otomatik mavzerlerle İrfanbey Sokağı”na girdiklerinde, 2 numaralı evde bulunan Mürüvet Hanım, üç oğlunun pijamalarını giydirmiş, yatağı henüz açmıştı. Rumlar geldi… Mürüvet Hanım, kapının önündeki Rumca konuşmaları duyar duymaz, çocuklarını kaptığı gibi banyoya koştu. Oğullarını küvetin içine doldurdu; sarmaladı, bağrına bastı. O gece evde bulunan ev sahibi Hasan Efendi, eşi Feride Nineyi tuvalete sakladı, kendisi de bir köşeye büzüldü. Feride”nin kızkardeşi Nuvber, beş aylık bebeği Işıl”la banyonun bir köşesine sığındı.

Evdekiler saklanmaya çalışırken kapı kırıldı, makineli tüfekler işlemeye başladı. Rumlar çocuk, yaşlı, kadın demeden savunmasız bedenlere Rifle otomatik mavzerlerle 15, Storn otomatik tabanca ile 12, mavzerlerle de 6 el ateş etti. Banyodaki küvet, ölüm çukuruna döndü.

Ateş altındaki Kumsal semtine yaklaşma imkanı yoktu. Bölgeye ancak iki gün süren çatışmaların ardından ulaşılabildi. 2 numaralı evin kapısından içeri girildiğinde karşılaşılan manzara ürperticiydi: Işıkları yanan bir banyo. Tavandan et parçaları ve kan pıhtıları sarkıyor… Küvetin içinde bir kadın, cansız yatıyor. Göğsü üzerinde iki küçük çocuk; yedi yaşındaki yavrusu Hakan ile ikinci oğlu Kudsi. Yeşil pijamaları kan içinde. Kadının dizinde başını uzatmış bir oğlu daha; o yıl ilkokula başlamış olan Murat. Kıbrıs Türk Alayı Binbaşısı Dr. Nihat İlhan”ın ailesi işte böyle katledildi.

İlk etapta elliye yakın Türkü öldüren Rumlar, daha 400 Türkü öldürecekleri katliamlarına devam etmek için başka Türk evleri ararken, Lefkoşe”nin Türk kesimine girmeyi başaran ilk Batılı gazetecilerden Daily Express”ten Rene MacColl ve Daniell McGeachie, Türk gazetecilerle birlikte tarihe tanıklık etti. Sessiz tanıklar, o anı bir film karesinde dondurup, gördüklerini haberleştirdi. Ancak haberleri geçmek hayli zordu. Rumlar, Türk tarafının telefon kablolarını kestiği için iletişim kesikti. En kanlı çarpışmaların devam ettiği günlerde yegane temas imkanı Kıbrıs”taki Türk elçiliğinin özel telsiziydi. Kıbrıs”taki Türk gazeteciler, haberlerini ortaklaşa olarak bu telsizle yazdırıyordu. Ama Türkiye”deki gazeteler haber kadar fotoğrafa da muhtaç durumdaydı. Yabancı ajanslar tarafından görmezden gelinen katliamın en iyi ispatı fotoğraf olacaktı. Yayınlandıktan sonra zihinlere kazınacak o fotoğraf, hem Rumlar hem de Türkler için çok önemliydi. Rumlar için önemliydi çünkü 9 Aralık 1948″de kabul edilen ve 12 Ocak 1951″de yürürlüğe giren “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme” soykırım suçunu şöyle tanımlıyor: “Madde 2. Bu Sözleşmeye göre, soykırım, bir milli, etnik, ırki veya dini grubu, grup olarak, kısmen veya tümüyle, yok etmek kastıyla, aşağıdaki fiillerin işlenmesidir: a-Grubun mensuplarını katletmek; b-Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve psikolojik zarar vermek…” Bu sözleşmeye göre, o fotoğraf, bir haberin görselliğinden ziyade belge niteliğini taşıyordu. Bu nedenle adadan çıkışına izin verilmemeliydi.

LefkoşA Havaalanı”na Türk uçakları indirilmediği gibi Türk gazetecilerin de bu alana girmesi ve ellerindeki yazı ve fotoğrafları diğer uçaklarla göndermeleri men edilmişti. Hepimizin tüylerini ürperten cinayet ve katliam fotoğrafları nasıl ulaştırılacaktı? Nihayet cumartesi günü bir fırsat belirdi. Ankara”dan tıbbi yardım getirecek bir Türk uçağının inişine izin verilecekti. Uçağın, Kızılhaç gözetiminde adadan bir grup yaralıyı alıp götüreceği söylendi. Söz konusu uçakla Lefkoşa”da sıkışıp kalan Ankara Vali Muavini”nin de gideceği duyuldu. Hemen hazırlıklar yapıldı. Günlerdir bekleyen haberler yeniden gözden geçirildi. Fotoğraflarla birlikte zarflara konuldu. Vali muavinine teslim edildi. Gazeteciler başka bir haberle yıkıldı. Vali muavini havaalanında aranacaktı. Bu da zarfların Türkiye”ye kesinlikle gitmeyeceği, o belge fotoğrafın imha edileceği anlamına geliyordu. Vali muavininin gitmesi iyice şüpheli hale gelince fotoğrafın yaralılardan biriyle yollanmasına karar verildi. Ama nasıl? Gazeteciler ile doktorlar kafa kafaya verip bir plan hazırladı.

Buz fabrikası üzerinden Türk evlerine ağır zayiat verdiren Rum silahlarını ele geçirdikten sonra, un fabrikası hücumunda yüzünden yaralanan 5 mücahitten (üçü şehit oldu) biri olan Vural Türkmen yeniden ameliyat masasına yatırıldı. Türk Mukavemet Timleri Gizli Örgütü (TMT) mensubu olan Türkmen”in vücudu, kasıklarından boğazına kadar alçıya alındı. Dr. Kaya Bekiroğlu, Dr. Naim Adiloğlu, Dr. Ezel Örfi, Dr. Şemsi Kazım, Dr. Osman ……. ve Kimyager Cahit Rüstem”den oluşan “ameliyat” ekibi, katliam fotoğraflarını zarflara koyup, Türkmen”in karın ve sırt bölgesine yerleştirdiler. Ardından Türkmen”in vücudu yeniden alçıya alındı ve sargı beziyle sarıldı. Bacakları, kolları ve başı açıkta kalan “ağır yaralı” Kızılhaç görevlilerinin nezaretinde uçağa bindirilerek Türkiye”ye gönderildi. Türkmen, uçakta bulunan bir binbaşıya vücudunda belge taşıdığını açıkladı. Etimesgut Askeri Havaalanı”na inen uçaktan alınan Türkmen, Ankara Hastanesi”ni saran binlerce vatandaş tarafından sevgi gösterileriyle karşılandı. Zaman kaybetmeden alçılar kesildi, belge fotoğraflar vücudundan çıkarılıp kendisine refakat eden binbaşıya teslim edildi. Fotoğraflar aynı gün gazetelere ulaştırıldı.

Kıbrıs”ta başlayan Türk katliamı, beş gün sonra Türkiye”ye ve dünyaya işte o fotoğrafla duyuruldu. Katliamın belgelenmesinin ardından Türkiye”nin eli güçlendi. Türk birliği karargahından çıkarak Türk kesimini korumaya aldı. Türk jetleri Lefkoşa üzerinde uçmaya başladı. Uluslararası toplum harekete geçirildi. Barışı sağlamak amacıyla 15 Ocak 1964″te Londra”da konferans toplandı… O tek karelik siyah-beyaz fotoğraf, Türkiye”nin müdahalesine zemin hazırlayan süreçte önemli rol oynadı. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü, hastaneye gelerek TMT mensubu Vural Türkmen”i tebrik etti. Bu sırada İnönü”yü dramatik bir sürpriz bekliyordu. Türkmen”in yanındaki yatakta yatan başka bir mücahit, İnönü”ye, “Eğer kanınızda zerre kadar Türk kanı varsa Kıbrıs”a müdahale edersiniz” dedi. İnönü, gerekenlerin yapılacağını söyledi. Türkmen”in soyadını Tahsin olarak hatırladığı bu kişi, Kumsal baskını sırasında, ailesini duvara dizip Rumların eline geçmemeleri için kendisi öldürmek istemiş. Türkmen, o günlerde Türkiye”nin bir harekata hazırlandığını ancak yeterli gücünün olmadığını söylüyor. Hatta İstanbul boğazında yolcu taşıyan şehir hatları vapurlarıyla bile çıkarma yapılması planlanmış. Tehdit dolu “Johnson Mektubu” nedeniyle İnönü döneminde çıkarma yapılamadı.

O meşhur fotoğrafın Türkiye”ye kaçırılma hikayesini Rumlar duymuş olmalı ki, fotoğrafı çeken rahmetli Ömer Sami Coşar”ı daha sonra sucukların içine planlar, krokiler koyup kaçırdığı gerekçesiyle gözaltına almışlardı. Vural Türkmen ise, on günlük tedavinin ardından yeniden adaya dönerek Rumlarla savaşmaya devam etti. Kıbrıs konusu her gündeme geldiğinde gazete sütunlarına, televizyon ekranlarına taşınan bu sembol fotoğraf, bugün haber değerinden çok, orada neler olduğunu gösteren belgeye dönüşmüş durumda. Tıpkı Eddie Adams”ın 1 Şubat 1968″de Vietnam Savaşı sırasında Güney Vietnam polisinin tutukluları öldürmek için nişan aldığı sırada çektiği fotoğraf gibi. Adams”ın fotoğrafı, Vietnam”da yaşanan büyük vahşeti, Amerika”nın Vietnam”da uğradığı büyük yenilgiyi yansıtan bir sembol oldu. Henri Cartier Bresson”un fotoğrafları için de aynı şeyler söylenebilir. Bresson”un II. Dünya Savaşı sırasında çektiği fotoğraflar bugün haber değeriyle değil, belge niteliği ile karşımızda duruyor. Bazı haber fotoğrafları yayınlandıktan sonra kısa sürede tüketilir ve bir daha hiç hatırlanmazken bazıları zamanı aşarak bizim için varolmaya devam ederler. Kıbrıslılar bugün adada uluslararası toplumdan kalıcı bir barış ve adil bir muamele bekliyor. 40 yıl sonra oluşan zeminde bu düzen tesis edilemezse, o fotoğraf daha uzun yıllar zihinlerden silinmeyecek. Artık bu belge fotoğrafın canlı kanlı birde videosu var!

St.Hilarion Kalesi Kıbrısta Gezilecek Yerler

St. Hilarion Kalesi

Buffavento ve Kantara kaleleri gibi adanın Arap saldırılarına karşı korunması için yapılan kalelerden biridir. Kalenin adı Hilarion adlı bir azizden gelmektedir. Buraya 10.yy’da bir manastır ve kilise de inşa ettirilmiştir. Kalenin adına ilk kez 1191’li yıllardaki kayıtlarda rastlanmaktadır. Bir dönem canlı ve stratejik bir önemi olmasına rağmen, daha sonraları Lüzinyan soylularının yazlık ve dinlenme yeri işlevini görmüştür. Özellikle ateşli silahların icadı ve kıyı şeritlerinin savunmasının önem kazanması ile birlikte, Kantara ve Buffavento kaleleri gibi önemini ve işlevini yitirmiştir. Kalede üç ayrı bölüm bulunmaktadır. Ana girişi koruyan savunma yeri Bizanslılar tarafından 11.yy’da güçlendirilmiştir. Aşağı bölüm atlar ve askerler için kullanılmaktaydı. Daha üstteki bölümde, kral sarayı, mutfak, kilise yer almaktadır. Bu bölümde su deposu da bulunmaktadır. Yukarı Kalenin girişinde bir Lüzinyan Kapısı vardır. İki zirvenin ortasında avlu bulunmaktadır. Soylular doğu bölümünde ikamet ederler, mutfak ve diğer gündelik odalar ise batı bölümünde yer alırdı. Kraliyet konutunun ikinci katında bulunan Kraliçe Penceresi’nden (gotik tarzda oyulmuş bir pencere) çevrenin panoraması doyumsuzdur. Zirvede ise Prens John kulesi bulunmaktadır.

hzomertekkesi Kıbrısta Gezilecek Yerler

Hz. Ömer Tekkesi

7. yy’da Emevi Halifesi Muaviye dönemindeki Arap akınları sırasında şehit düşen Ömer adındaki komutan ve arkadaşlarının mezarları yer almaktadır. Türbe ve mescit binası Osmanlılar tarafından yapılmıştır.

buyuk han Kıbrısta Gezilecek Yerler

Büyük Han

Lefkoşa’nın güney doğu tarafında yer alan bu han, Osmanlı Döneminin ilk Kıbrıs valisi olan Muzaffer Paşa tarafından 1572 yılında inşa ettirilmiştir.İç bahçesinde alt kısmı çeşme olan sekizgen yapılı bir mescit yer almaktadır. Batı kısmında da bir girişi olan hanın ana girişi sağ tarafındaki Asmaaltı Sokağına açılmaktadır.

İngiliz Sömürge döneminin ilk zamanlarından 1895 yılına kadar Lefkoşa Merkez Hapisanesi olarak kullanılan yapıya 1963 yılında fakir aileler yerleştirilmiştir. Güney tarafınının yıkılıp güneydoğu köşesinin aslına uygun inşa edilmediği restorasyon çalışmaları 1963 olayları sebabiyel yarım kalmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin mali desteğiyle 1995 yılında yeniden başlayan restorasyon çalışmaları 2003 tarihinde tamamlanmış olup, yapı kuzeydeki sosyal ve kültürel yaşama katkı sağlayan en büyük yatırımlardan biri olarak topluma kazandırılmıştır.

Turist enformasyon merkezi olarak da kullanılan han, ziyaretçilerin ilgisini çeken Kıbrısa özgü her türlü antika, elişi ve diğer sanat ürünlerini satan dükkanlara da ev sahipliği yapmaktadır. Ufak çaplı gösterilerin ve kültürel aktivitelerin de yapıldığı handa,otantik bir Türk kahvesi; ve yerel mutfağın seçkin ve taze örneklerini sunan bir restoran bulunmaktadır. Salı ve Cuma geceleri canlı müzik eşliğinde şarap servisi yapan şarap barı da bu hana özel bir atmosfer kazandırmaktadır. Büyük han, Lefkoşaya yeniden hayat kazandırmak için şimdiye kadar yapılan ilk projelerden olup başarılı ve eşsiz bir projedir.

selimiye lefkosa Kıbrısta Gezilecek Yerler

Saint Sophia Katedrali (Selimiye Camii)

Katedral, Kıbrıs’taki en büyük, en görkemli ibadethane ve en önemli Gotik mimari eser olarak kabul edilmektedir. Daha önce aynı yerde bulunan Hagia Sophia adlı bir Bizans kilisesinin üzerine kurulduğu söylenmektedir. Latin Başpiskoposu Eustorge de Montaigu tarafından 1208 yılında yapımına başlanmış ve 1326 yılında katedral kutsanarak ibadete açılmıştır. Kıbrıs’ın en önemli kilisesi olduğundan, Luzinyan krallarının taç giyme törenleri burada yapılmaktaydı. Yapı, 1373 yılında Cenevizliler, 1426 yılında Memlükler tarafından yağmalanmış ve birkaç depremde zarar görmüştür. 1491 yılındaki yer sarsıntıları sonucu, Katedralin doğu bölümü yıkılmış ve Venedikliler tarafından onarılırken, eski bir Lüzinyan kralının (2. Hugh) mezarı ortaya çıkmıştır. Bozulmamış durumda olan cesedin başında altın bir taç, üzerinde de altından eşya ve belgeler bulunmuştur. Fransız mimar ve ustaları tarafından inşa edilen katedral Orta Çağ Fransız mimarisinin çok güzel bir örneğidir. Katedral, anıtsal bir kapıyla başlar. Kapının üzerindeki taş oyma pencereler, eşsiz bir Gotik sanatı örneğidir. Girişin iki yanında bitirilememiş olan çan kulelerinin üzerine, Osmanlılar tarafından cami minareleri oturtulmuştur. Katedralin içi, üç koridor ile altı yan bölmeden oluşmuştur. İçinde küçük ibadethaneler vardır. Bunlardan kuzeydeki St. Nicholas’a (Noel Baba), güneydekiler Meryem Ana ve St. Thomas Aquinas’a adanmıştır. Caminin kadınlar bölümü olarak bilinen kısmı eskiden hazine dairesi olarak kullanılmıştır. St. Sophia’nın içinde, birçok Luzinyan soylusu ve kralları gömülüdür. Bunların mermer mezar taşları hala döşeme kaplamasının bir bölümünü oluşturur. Bu taşlar hasır ve kilim altında kaldıkları ve cami içinde ayakkabı giyilmediğinden üzerlerindeki yazı ve resimler bozulmadan kalmıştır.

lalamustafapasa Kıbrısta Gezilecek Yerler

St Nicholas Katedrali (Lala Mustafa Paşa Camisi)

Lüzinyanlar döneminde, 1298 – 1312 yılları arasında inşa edilen yapı, tüm Akdeniz dünyasının en güzel Gotik yapılarındandır. Lüzinyan kralları, önce Lefkoşa’da St. Sophia Katedrali’nde Kıbrıs Kralı, sonra da Mağusa’da St. Nicholas Katedrali’nde Kudüs Kralı olarak taç giyerlerdi. 1571 yılında cami haline getirilene dek, bu törenler yapılagelmiştir. Katedralin en güzel ve en iyi korunmuş olan batı cephesinin mimarisi Fransa’daki Reims Katedralinden etkilenmiştir. Gotik tarzda işlemeli eşsiz bir penceresi bulunan katedralin 16’ıncı yüzyıl Venedik galerisi avluda yer almakta ve günümüzde şadırvan olarak kullanılmaktadır. Girişteki yuvarlak pencerelerin üzerinde bir Venedik arması görülmektedir. Bazı hayvan figürleriyle süslü kabartmanın Salamis’teki bir tapınaktan geldiği sanılmaktadır. Katedralin apsiti, çoğu Kıbrıs kiliselerinde olduğu gibi, Doğu üslubunda ve üç bölmelidir. Katedralin giriş bölümünde yer alan tarihi cümbez ağacı veya tropikal incir (Ficus Soycomorus veya Minimal Deciduos) yaklaşık 700 yıllık geçmişi ile Kıbrıs adasındaki en yaşlı canlı varlıktır. Ağacın katedralin inşaatına başladığı 1298 yılında dikildiği söylenmektedir. Gövdesi 2.70 metreden sonra 7 dala ayrılır. Yılda yedi kez meyve veren ağaç katedralin önüne büyüleyici bir gölge verir. Kökleri Doğu Afrika’ya ulaşan ağaç, güzel bir meyveye sahip olması, sıcak yerler için yarı kapalı gölge bir mekan oluşturma özelliği ve mobilya yapımı için değerli kerestesinin olması nedeniyle eski Mısır’lılar döneminden beri yörede önemliydi. Ağacın meyvelerine halk arasında Firavun meyvesi denmesi belki de buna bağlanabilir.

salamis antik kent Kıbrısta Gezilecek Yerler

Salamis Antik Kenti

Şehir Bronz Çağı sonlarında başlayan göçler sırasında, Anadolu’dan gelen kavimler ve bunlara Yunanistan’dan gelerek Kilikya’da katılan Akalar tarafından kurulmuştur . Truva kahramanlarından ve Salamis adası kralı Telamon’un oğlu Tefkros . şehrin kurucusu olarak bilinmektedir. M.Ö. 707 yılında gerçekleşen Asur hakimiyetinden sonra M.Ö. 560 yılında bastırılan sikkelerden, Salamis kralı Evelthon’un adanın idaresini ele geçirdiği anlaşılmaktadır. M.Ö. 499 yılında Atinalı Kimon’un Kıbrıs’taki Pers hakimiyetine son vermek için düzenlediği sefer başarısızlıkla son bulmuş ve Kimon’un ölümü üzerine Atinalılar, Kıbrıs’ı alma girişiminden vazgeçmişlerdir. Bundan sonra Fenikeli idareciler başa geçer, fakat ticaret ve diğer konularda gerileme başlar. M.Ö. 411 yılında Tefkros ailesinin üyelerinden Evagoras, Salamis krallığını ele geçirir.

Tüm adayı hakimiyeti altına almak isteyince Salamis şehri Persler tarafından kuşatılır ve Evagoras Pers Krallığına vergi ödemek zorunda bırakılır. Bu durum İskender devrine dek sürer. İskender döneminde Salamis kralı olan Pyntagoras, İskender’e askeri yardımlarda bulunduğundan kendisine Tamusus şehri verilerek ödüllendirilir. İskender’in ölümü sonrasında Salamis sürekli el değiştirir. M.Ö. 294 yılında zor şartlar altında Kıbrıs’ı alan Ptoleme Krallığı idaresi sırasında ada huzura kavuşur ve bu tarihten itibaren Salamis baş şehir olma niteliğini kazanır. Kentin bu parlak dönemi Roma egemenliği süresince de devam eder. Günümüzdeki kalıntıların çoğu Roma dönemine aittir. Roma idaresi altında şehrin bir halk meclisi, bir senato ve ihtiyar meclisi bulunmaktadır. M.S. 76 ve 77 yıllarındaki depremler ve M.S.116 yılındaki Yahudi isyanları ile şehir epeyce tahrip olur. Daha sonra ada Antakya vilayetine bağlanır ve Salamis limanı, Suriye gemilerince ilk uğrak limanı olduğundan, şehirde bir ferahlama görülür. M.S. 232 ve 342 yıllarındaki depremler yazık ki şehre yine büyük zararlar verir. Bundan sonra Bizans İmparatoru Konstantinus şehri küçük bir planda inşa ettirerek, Konstantinus adını verir. Şehir Kıbrıs’ın baş şehri olarak Baf’ın yerini alır. Daha sonra şehir M.S. 647 yılındaki Arap akınları ve yer sarsıntıları nedeniyle terkedilerek, bugünkü Mağusa şehrini oluşturan bölgeye halk göç etmek durumunda kalır.